|
YAZILARIMI GÖNDEREBİLİR MİYİM? |
|

Elbette gönderebilirsin arkadaş! Üstelik yalnızca yazılarını da değil, çizim-fotoğraf.. Ne ile katkı vermek istersen... Yapman gereken, ürünlerini aşağıdaki adrese göndermek. Yayın kurulumuz mümkün olan en kısa zamanda ürününüzü değerlendirip gerekli cevaplamayı yapacaktır. Paylaşmak üzere...
Bu e-posta adresi spam botlar tarafından korunmaktadır, Görüntülemek için javascript açık olmalı.
|
|
|

Son sayımızı tüm satış noktalarımızdan temin edebilirsiniz. |
|
|
NAZLI KARABIYIKOĞLU - Fal |
|
“Aman şekerim, ne demişler: Fala inanma, falsız da kalma. Sen de kapatıver ayol,” diyerek kulakları çınlatan bir kahkaha attı kırkını geçkin kadın. Etli bileklerindeki bileziklerini şıngırdatarak kahve fincanının kenarını diliyle bir güzel yaladı. Gösterişli bir tavırla fincanı tabağa kapatarak fincanı ters çevirdi, sehpanın üzerine bıraktı.
Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
Eskişehirspor , yeniden “büyük” oynamaya karar verdiği sezondan 4 yıl sonra 19.05.2008 günü süper ligle kucaklaştı. Meşakkatli geçen yıllar heyecanı yok etmemiş, ancak sabırları zorlamıştı. Ne ki, yeni bir takım olarak, taraftarı, ilk sene de sabır, dahası özveri bekliyordu. Çünkü, 1995 tecrübesi meşakkatli geçen yılların en önemli müsebbiydi, bu biliniyordu. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
PINAR NURHAN - Yar'a'dan Özgürlük |
|
Evet, zaten Prometheus’un ateşi insanoğluna armağan etmesi de tanrıları bu sebeple kızdırmıştır. Zavallı Prometheus bu yardımlaşmanın bedelini kayalıklara zincirlerle bağlanıp her gün akbabalar tarafından ciğerinin yenmesi ile ödemektedir halen… Yazık olan şu ki insanoğlu Prometheus’un mirasına sahip çıkamamıştır. Özgürlüğünün farkına varamayarak ya da onu kolaylıkla iktidar sahiplerine satarak, yani köle/efendi diyalektiğinin zincirlerini kıramayarak hem Promethe’ye hem de kendine ihanet etmektedir. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz.
|
|
|
BURCU YANGIN - Havva'nın Dilinden |
|
Ah o çıplak tene kavruk yaralar bağlayanlar; -bir dakika beni dinleyin, beni- Benim, ben... : "O kadın". Hani ince beliniz, hani ak göğsünüz, hani dudağınızın kıvrımı ve kadifesi bakışınızın... Dinleyin. Biraz... Çok az... Ötekiler, -ki her fırtınada çoğalanlardır onlar- çok sustu bana, susadı da... Şehvetlerinin tapınağında doyup bedenime, arkalarını döndüler, yapacak bir şey yoktu belki vardı... Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
SAMİ TAN - Anlaşılamayan Dil |
|
Devlet kurumları yıllardır Kürt dilini anlaşılamayan bir dil olarak adlandırdışar. Kürt dili, anlaşılamayan bir dil mi? Yoksa o da tıpkı Kürt halkının kendisi gibi anlaşılmak istenmeyen bir olgu mu? 1990'lı yıllarda Welat Gazetesi'ne davalar açılırdı. Haber ve yorumlarda suç işlediğimiz iddia edilirdi. Ancak biz, Kürtçe savunma yapmaya kalkınca anlaşılmayan bir dilde konuşmuş olurduk ve bu yüzden savunmamız alınmadan cezalar verilirdi. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
KEMAL ILIKKAN - Unutulmaz Sakatlıklar |
|
Ortalama bir futbol izleyicisine “sakatlık sorunları yüzünden futbola veda etmek zorunda kalan yıldız futbolcular kimlerdir?” diye sorsanız alacağınız cevap kuvvetle muhtemel Marco Van Basten olacaktır. Eğer bu soruyu cevaplayan bir Türk futbol sever ise aklına düşen ilk ismin Rıdvan Dilmen olma ihtimali yüksektir. Çünkü, bu futbolcuların dimağlara kazıdığı iz hala durmaktadır, damaklarda bıraktığı tat bir daha asla yakalanamamıştır. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
M.SAİD AYDIN - Benim Dililerim |
|
“Merkez”in mükemmel bir tasarımı olarak inşa edilmiş “taşra”ya dair söylenecek her şey, eninde sonunda gidip yine merkezin lehçesinden söz alır, oraya ulanır. Bu eylem, taşradakilerin talihi yahut talihsizliği olarak da okunabilir. Çünkü, merkezden uzak olmak, bu, sınırlarını merkezin belirlediği bir uzaklık da olsa, “kriz” anları için birebirdir. Kriz, travma, çelişki ve sair detaylar, çok söylenmiş olduğu üzere “yaratma” edimini besleyen en önemli şeyler olmalıdır. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz. |
|
|
MEHMET ÖNDER - Üstat ve Çömez |
|
Bulutların perdelediği bir gökyüzü, sınırların ötesinde bir savaş, dışarısıyla bağları kopmuş bir kalabalık ve şair olmak için yanıp tutuşan, kendi içeride aklı dışarıda bir insan, bu yazıda fabrika işçiliğinden yazarlığa uzanan bir insanın ve bu serüvende yoldaş olan iki insanın hikâyesini okuyacaksınız. Mehmet Raşit Öğütçü ve Nazım Hikmet Ran, biz onları, Orhan Kemal ve Nazım Hikmet olarak tanır ve biliriz. Devamını 6.sayımızda okuyabilirsiniz.
|
|
|